sarhosbalikvetopalmarti

27 12 2009

bulut mu olsam ? gemi mi yoksa ?

Bu yıl çoğalsak mı acaba. Mesela bir kız , bana benzeyen bu defa.
Şimdi doğum izini filan hesaplarsak ve adından da yaz tatili gelirse iyi bir zaman . Peki ya sona..
Vazgeç vazgeç..Hemen hem de..
O zaman bir dikiş makinesi mi alsam , onu bulsam kumaş bulamam. Onu da buldum diyelim , ya yine maymun iştahlılığımsa bu. Ondan da vazgeç.
2 gündür evden dışarı çıkmadın ekmek de kalmamış, eee sabah kahvaltı nolucak.. Kalk ekmek yap. Bu saatte mi..Vazgeç vazgeç . Sabah sana bir kahve, oğlana bir bardak süt. Ok.
Yılbaşı akşamı için parti ister bu çocuk. 2 kişilik ne partisi bu diyemezsin tabi de, burda süs püs yok, olmadı kağıt katla kar mar yap. Bu kadar da bezmiş olma canım. Bulursun sen bişeyler. Partiyse parti ...düşün biraz ne yapmalı..ne yapmalı..
Hani şöyle karlı bol ışıklı noel filmleri olurdu televizyonlarda. Ahh onlardan istiyorum ben bide.
Turuncu bir etek altına yeşil çorap üstüne de sarı bir bluz giyicek kadar alakasız olmak istiyorum sonra. İnsan kendisini böyle rengarenk hayal edermi. Eder .
Hatta mavi küpeler. Hıh çok güzel oldu.
Küçük küçük kavanozlar bulmam lazım bir de. Bissürü ama. İçlerinde yine alakasız renklerde mumlar. Bulabilirsem yine tabi.
Nasıl karnım aç şimdi, gecenin bu vaktinde Emrenin çikolatalarından yürütsem çaktırmadan. Ama yok ı ı, bir bardak su içip yatmalı.
Yarın yorucu bir gün olucak, seminerler başlıyor yine tam 3 hafta sürücek bu defa. Yarın kaçmalı ordan aslında okulu kırar gibi aynen. Evet evet kaçmalı, kaçıp kavanoz süs müs aramalı..İyi fikir.
Gitmeden senin için de bir fikrim var aslında . Bakma böyle koptuğuma kopuk kopuk yazdığıma Bu yıl mesela , hayvanlara yemek olarak bakmamayı düşünebilirmisin. Ispanak yiyebilirsin mesela, sonra mercimek, ah evet mercimek üstüne de limon, nasıl canım çekti şimdi..Bir düşün diyorum sadece. Sadece...
Ben de düşünüyorum bak ..vazgeçtiklerimi düşünüyorum..vazgeçemediklerimi düşünüyorum.
Balık mı olsam ? yosun mu yoksa ? diye bile düşünüyorum.

25 12 2009

Kaplumbağacık

Bugün kağıtlarına birer kapumbağa çizdim. Sonra da dedim ki bu kaplumbağa bişeylerden korkmuş, sizce neden korkmuş olabilir onu çizin bana.

Birisi babasını çizdi.
Birisi karanlık.
Bir diğeri köpek.
Biri şimşek.
Birisi yüksek ses ki o Emreydi.
Biri öcü çizdi.
Diğeri de araba.
Biri de deniz..

Sonra da dedim ki, bu kaplumbağa öyle bişey söyleyin ki artık korkmasın, çıksın kabuğundan.
Sorun sendeyse, çözüm de sende yani.

Babasını çizen, yaramazlık yapınca babasının onu dövmesinden korkuyomuş, dedi ki yaramazlık yapma kaplumbağa baban seni dövmez o zaman ,korkma.
Köpek çizen de çözümünü buldu kendince. Sen köpeğe zarar vermezsen o da sana bişey yapmaz kaplumbağacık korkma.
Şimşek çakarsa annene sarıl kaplumbağa, hem şimşek bulutlar birbirine çarpınca oluyo, korkucak ne var bunda.
Emre de müziğin sesini kıs kaplumbağa kardeş dedi. Ama ya o kardeş kosere gitmek isterse..Bu hala sorun tabi..
Öcü çizeni öcü diye bişeyin olmadığına inandırmam hayli güç oldu. Sonra o da korkma kaplumbağacık çık kabuğundan öcü yokmuş, bak ben bile boşuna korkmuşum dedi.
Araba çizen karşıya geçerken dikkatli olmasını söyledi, o zaman araba ona bişey yapmazmış, korkmazmış.
Deniz çizen de , sen neden korkuyosun ki bak ben bile denize giriyorum korkma dedi.

Söylediklerinin hepsini yazdım kağıtlarına.
Sahi ben ne söylesem ki şu kaplumbağaya dedim. Baktım benim kağıdım bomboş, çok yalnız kalmış kaplumbağacık. Yalnızlıktan mı korkuyosun sen aaa ne ayıp diye yazdım. Sen hiç yalnız olurmusun. Bak kutu kutu birsürü paketler geliyor sana. Seni düşünen ne kadar çok dostun var yalnız olurmusun hiç..Orda başıboş görünüyosun ama kaldır bakalım başını kabuğundan, neler neler görüceksin sen..Öyle korkup sinersen ben bilmem..Çok da yavaşsın be güzelim...Hadi kaldır başını hadi..

23 12 2009

Şimdi evimde olsaydım


Emre yine uyumuş olurdu muhtemelen. Ben büyük bir ihtimalle tüm ışıkları söndürmüş, mutfaktaki ocağa çay suyu koymuş, bergamut kokusunun rehavetine kapılmış olurdum şu dakikalarda. Mutfaktaki masa en sevdiğim köşeydi, yine öyle olurdu. Keyfim yerindeyse cd playera en sevdiğim şarkıları birktirdiğim br cdyi yerleştimiş olurdum. Ella Fitzgerald söylüyor olabilirdi şu anda mesela. Pembe kapaklı çok mühim işler defterim masanın üstünde olurdu. Yeni bir sayfa açardım ve ertesi günün yapılıcaklarını maddelerdim. Bir çoğunu yapamazdım ertesi gün muhtemelen. Süpriz gelişmeler olabilirdi. Sabah olurdu ,bir arkadaşım evdemisin kahvaltıya geliyorum derdi, ben defterdeki pazara gidilecek kısmına bir çizik atabilirdim. Köşedeki simitçiden bi koşu gidip simit alır, simitli kaşarlı bir kahvaltı hazırlardım. Sofrada mutlaka benim yaptığım reçel olurdu. Bu mevsimde ayva reçeli hem de cevizli.Hiç acele etmezdim kahvaltı faslının bitmesi için.

Akşam yemeğini makarnayla geçiştirmeye çalışmazdım sanırım bu akşam yaptığım gibi.Yanında mutlaka başka birşeyler de olmalı diye özenirdim , ıspanak ayıklardım uzun uzun üşenmezdim, herkesin sevdiği gibi pişirmek için 3 e bölerdim ıspanakları. Bir kısmı yumurtalı- baba için, diğeri yufka arasına saklanmış ıspanak- emre için, kalanları da yoğurtlu kendim için.

Eğer vakit kalmışsa yürüyerek şehir merkezine giderdim. Saraçların tam ortasında bir bankta oturup mola bile verirdim. Üşürdüm bir ihtimal, yorulmuşsam yakındaki arkadaşıma çat kapı gider kahven varmı diye sorardım. Her zamanki filmcime gidip yeni gelen filmleri karıştırırdım. Kocasının ayağındaki yaranın durumunu anlatırdı. Hergün daha iyi olmasına sevinirdim.

Eve dönerken yürürdüm yine, herzaman gittiğim fırından taze ekmek kokuları gelirdi, bir çavdar ekmeği lütfen demezdim, fırıncı beni gördüğü gibi ekmeği uzatırdı eminim. Ekmeğin ucundan kopararak caddedeki tezgahlardan meyve alırdım. Kırmızı elmalar hafta sonu yapmayı planladığım pazar keki için ayrılırdı. Ben seçerdim tabi en kırmızılarını. Yandaki tezgahta herzamanki gibi ıspanak olurdu yine ve ben yine dayanamayıp alırdım.

Evimde olsaydım şimdi, müziği kapatıp yatağıma gittiğimde üşüyen ayaklarımı sıcacık bir çift ayağın arasına dolayıp uyuyabilirdim.

Ayaklarım çok soğuk bu akşam ve ben evimde değilim.

22 12 2009

Çocukta psikososyal ve bilişsel gelişim

Dün akşam söylenip durdum da söylenmemin kime ne faydası varsa. Bunu düşündüm bugün. Okuyan olur mu, ya da yazdıklarım bir yerlere ulaşırmı bilemem tabi ama bu işin eğitimini almış bir şahıs olarak, suya yazı yazmaya karar verdim.

Eğer çocuğumuzun hangi gelişim döneminde olduğunu bilirsek , onun neler hissettiğini ve onun en çok neye ihtiyacı olduğunu daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Tamam o zaman ilk dersimiz gelişim aşamaları olsun.

PSİKOLOJİK GELİŞİM

Ericsonun gelişim evrelerini daha çok önemsiyorum ben. Bakalım neymiş bunlar.

1.Evre: “bana ne verildiyse ben oyum”GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK :Bu dönem,doğumdan bir yaşına kadar sürer.Bu dönemde bebekler, çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması,büyük ölçüde anne yada onun yerine geçen yetişkine bağlıdır.Bir başka deyişle,anne yada onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır.Çocukta,iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır.Çocuk “bana ne verildiyse ben oyum” der. Bu yüzden temel güven duygusunun oluşması için, çocuğu rahat bırakmanın aksine daha çok temas ve sevgi gösterisinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu dönem aynı zmanda Freud 'un oral dönemine denk gelir. Çocuk için haz kaynağı ağızdır. Bu dönemde anneye bağlılık çok ön plandadır. Bağımlılık duyguları bu dönemde oluşur ve yaşam boyu da sürer. En zor giderilen duygudur. Egonun gelişmesinden sonra bile bireyin kaygılı, korkulu, güvenini yitirdiği dönemlerde bu bağımlılık duyguları tekrar görülür. En aşırısı ana rahmine dönme isteğidir. Bir bebeğin yaşadığı en büyük travmanın doğum olduğunu okumuştum. Çok güvenli bir sığınaktan dışarı çıkmak çok zor elbette. Bu dönemde çocuğua sarılmak, tensel temas onu güvende hissettirir.

Güven duygusunun gelişimini sğlamak için yapılması gerek bir diğer şey de bebeğin uyku, beslenme ve temizlik ihtiyacının düzenli ve yeterli karşılanmasıdır. Bebeğin ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli karşılanması bebeğin dış dünyaya ve anneye olan güvenini temelini oluşturur. Bu yolla hem dış dünya ile ilişki kurmayı ve güven duymayı öğrenir hem de kendisine bakan, seven ve ihtiyaçlarını karşılayan bireye bağlılık geliştirir.

2.Evre: “ne yaparsam oyum” BAĞIMSIZLIĞA KARŞI UTANMA VE ŞÜPHECİLİK : Bu dönem on ikinci aydan üç yaşına kadar sürer.Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadır.Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağılı kalmak istemezler.Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için,özgürlüğü hissetmesi gerekmektedir.Kendi kendine yemek yeme,eşyalarını toplama,giyinme ve soyunma,giysisini seçme,karşılaştığı bazı problemleri çözme çabalarında teşvik edilmelidir.Böylece çocukta bağımsızlık duygusunu temelleri atılır.Kendi kendini kontrol etme ve saygının özü bu dönemde oluşur. Yine Freud 'a göre bu dönemin karşılığı " nal dönem" dir. Yani haz bölgesi anüstür. İki yaş civarında başlayan tuvalet eğitimi bu dönemde büyük önem kazanır, çocuğun kişiliği üzerinde kalıcı izler bırakır. Çocuğun içgüdüsel olan bu dürtüsünün bazı kurallarla kontrol edilmesi istenir. Böylece çocuk boşaltımdan duyacağı hazzı ertelemeyi öğrenir. Annenin tutumları tuvalet eğitiminde ve çocuğun kişiliğinde bırakacağı etkilerde önemlidir.

Anne Tutumları:
• Anne kuralcı, titiz, katı ise çocuk dışkısını tutmaktan kabız olabilir. Tüm davranışlarını etkilerse çocuk tutucu bir kişilik geliştirir. İnatçı, cimri, sinirli olur

.• Anne baskıcı ise çocuk olur olmaz yerlerde anneyi cezalandırmak için dışkısını boşaltır. İlerde ise eziyet etmeyi seven, dağınık kimlik özelliği geliştirir.

• Anne teşvik edici ise çocuk dışkılama olayının önemli olduğunu anlar. İleride üretken ve yaratıcı olur.

2 yaş civarında çocukların hareketliliklerinde ciddi bir artış gözlenir. Motor koordinasyonları artmıştır, bir çok şeyi kendi kendilerine denemek isterler. Bu dönemdeki kontrollü destek çocuğun deneyerek öğrenme deneyimlerini arttıracağı için hem zihinsel gelişim açısından hem de yine özgüven açısından büyük önem taşır. Yine bu dönemde çocuk ev eşyalarını ve çevresindeki objeleri tanıma ihtiyacındadır. Oyun oynama konusunda henüz desteğe ihtiyacı vardır. Hareketli oyuncakları tercih ederler. Sosyal olarak yeterince olgunlaşmadıkları için yaşıtlarıyla oyun sürdüremezler. Bu nedenle anne-babayla veya kendilerinden büyük kendisini idare edebilecek daha büyük çocuklarla oynayabilirler. Bu dönemde anne-babanın çocukla oynaması sadece çocuğun oyun ihtiyacını karışlamak anlamına gelmez. Aynı zamanda anne-babanın çocukla kurması gereken iletişimi geliştirmek, çocuğu tanımak, duygusal gelişimini takip etmek açısından da önemlidir. Ayrıca çocuğu oyun sırasında gözlemlemek ve onun oyun arkadaşı olmak çocuğu tanımak için en kolay ve en etkili yoldur. Bu dönemde çocuğun huzurlu ve mutlu olduğunun en önemli göstergesi kendisine yanaşan ve oyun oynamak isteyen yetişkinlerle iletişime girmesi ve onlarla tedirgin olmadan oynayabilmesidir. İki yaşındaki çocuklar istekleri karşılanmadığında tepki gösterebilirler ama bu dönemin özelliği itibarı ile anne çocuğun dikkatini başka şeye çekebilir. Bu da çocuğun tutturmalarını engelleyebilir. Genellikle bu yaşlarda çocukların bir şey istediklerini belirtmek için ağlamalarına veya olumsuz tavırlarına ceza verildiğinde veya ağladıkları zaman isteklerine cevap verildiğinde bu ileriki yıllarda da sürecek inatçılık ve tutturmacılık özelliklerini geliştirmelerine neden olabilir. 3 yaş önemli bir geçiş sürecidir. Bu dönemde çocuk benmerkezcilik özelliğinden kurtulmaya başlar. Ben ve başkaları kavramı gelişir. İhtiyaçlarını geciktirmeyi öğrenir. Paylaşmayı ve grupla oynamayı ve basit kurallara uymayı bu yaşta başarabilir. Bu dönemde ailenin tavrı çok önemlidir. Bu birey olmaya geçiş sürecinde çocuğun bazı taleplerini karşılarken bir parça geciktirmek, paylaşabildiğinde ve kurala uyduğunda ödüllendirmek çocuğun benmerkezcilikten kurtulmasında etkili olacaktır. Birçok oyunu ve aktiviteyi sürdürebilecek sabrı olan 3 yaş çocuğu yine de hala bir sorumluluğu uyarısız sonuna kadar sürdüremeyebilir.

3.Evre: “hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim”:GİRİŞKENLİĞE KARŞI SUÇLULUK DUYMA: Girişkenliğe karşı suçluluk duyma,üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdir.Çocuğun motor ve dil gelişimi,onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına,daha atılgan olmasına olanak verir.Gerek anne-baba gerekse okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,atlamasına,oynamasına izin verilmelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta,suçluluk duygusu gelişmektedir.Özellikle bu dönemde çocuk çevresindeki yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini taklit eder. Yani bir problem çıktığında anne ve babası agresif davranıyorsa çocuk da benzer durumlarda agresif davranmayı öğrenir. Anne-babaların özellikle bu dönemde çocuğun sosyal yönünü geliştirecek bir tavır içinde olmaları önemlidir. Ayrıca zihinsel gelişimi için çocukların sorularına uygun ve doğru yanıtlar bulmaları, öğrenme isteklerinin kırılmaması açısından önem taşımaktadır. Bu yaş korkuların sıkça görüldüğü bir yaştır. Ve genellikle bu korkularını tanımlamakta güçlükler yaşarlar. Bu durumda çocuğu dinlemek, korkusunun nedenini anlamaya çalışmak ve sakinleştirmek gerekmektedir. 6 yaş, çocuğun bebeksi özelliklerden neredeyse tamamen kurtulup mantıklı ve realist olmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk anne-babasının birçok duygu ve düşüncesini paylayabilecek ve onlarla fikir alışverişinde bulunabilecek olgunluktadır. Hem anne-babasıyla arkadaş olabilir ama bir yandan da disipline ve kontrole ihtiyaç duyar. Sorumluluk alabilir. Evdeki ve okuldaki kurallara uyabilir. Kendini tanıma ve kanıtlama ihtiyacındadır. Bu nedenle başardığı ve çabaladığı konularda onu desteklemek ve ödüllendirmek olumlu yönlerini pekiştirmek açısından önem taşır. Arkadaşlık çok önemlidir. Sık sık yaşıtlarıyla birlikte olmak ister. Değişik sosyal ortamlara ihtiyaç duyar.


BİLİŞSEL GELİŞİM

2-7 Yaş Arası Bilişsel Gelişim (İşlem Öncesi Dönem)

2-7 yaş arasını kapsayan bu dönem, kendi içinde; sembolik dönem ve sezgisel dönem olarak ikiye ayrılır.
İşlem öncesi dönemde, çocuklar, “ben” merkezlidirler. Henüz kendilerinin algıları dışında bir bakış açısı olduğunu anlayamazlar. Çocuk kendisini evrenin merkezinde görür. O olduğu için diğerleri de vardır. Onun istediği doğru olan şeydir
Bu yaştaki çocuk, evreni kendi beğenileri üzerine kurar. Eğer o gezmek istiyorsa, evin diğer üyelerinin de bunu istiyor olmaları dışında bir ihtimal yoktur. O acıktığı zaman herkes acıkır, o doyduğu zaman da herkes doymuş olur.

a-Sembolik Dönem
Bu dönem 2-4 yaş arasını kapsamaktadır. Bu yaştaki çocuğun temel özellikleri şunlardır:
-Ben merkezlidir. Bu, bütün yaşam alanına yansır. Oyunlarda, bütün oyuncakların istediği her an elinin altında olmasını, istediğinde verilmesini ister.
-Dili hızla gelişmeye devam etmekle birlikte, henüz tam olarak, duygu ve düşüncelerini ifade edecek, bilişsel ve fiziksel olgunlaşma gerçekleşmemiştir.
-Birden fazla boyutu olan ilişkileri anlamlandıramazlar. Ayşe, Fatma’dan uzun, Fatma da Şenay’dan uzun. En uzun boylu kim sorusuna cevap veremez. Ama bu ilişkiyi sembolleştirip, kağıda çizdiğinizde, bu ilişkiyi doğru anlamlandırdığı görülebilir.
-Sınıflama yapamaz. İlk öğrendiği hayvan dört ayaklı bir köpek ise, bundan sonra gördüğü, bütün dört ayaklılara köpek diyecektir. Çocuk bu dönemde özümleme ve uyumsama yapar. Özümlemeyle ilk kez leopar gören bir çocuk daha önce edindiği kedi şemasına leoparı yerleştirerek, leoparı kedi olarak tanımlayacaktır ve köpeklere yaptıklarını (sevme, dokuma gibi) yapmaya çalışacaktır. Uyumsamayla ise köpeklere kedilere davrandığı gibi davranan çocuk, köpeğe yemesi için süt verir, onun havladığını ve kemik yediğini görünce köpeği kedi şemasından çıkarır, ayrı bir köpek şeması oluşturur.Sürekli kullanılan bu iki süreç sayesinde çocuk, dış gerçeğe uyum sağlayarak, bilişsel gelişim dönemlerinde ilerler.
-3 yaş civarında akranları ile birlikte oyun oynayacak bir sosyalleşme içine girer. Bu andan itibaren, ben merkezliliğinin düzeyinde giderek azalma olur. Ama sosyal ben’in tam olarak gelişimi bir sonraki dönem olan sezgisel dönemde başlar.
-2-4 yaşlarında çocuk, gözünün önünde bulunmayan ya da hiç var olmayan nesne, olay, kişi ve varlıkları temsil eden semboller geliştirmeye başlar. Örneğin; bir çubuğu at, cetveli tabanca gibi kullanabilir. Bu yaşta sembolik oyun sıkça görülür. Sembolik oyunlar aracılığıyla çocuklar, çatışmalarını ortaya koyabilir ve dengelerini sağlayabilirler. Çocuklar büyüdükçe sembolik oyunları anlaşılmaz hale gelebilir. Çocuklar, sembolik oyunlarda yetişkinleri ya da çevrelerindeki olayları, varlıkları taklit ettikleri gibi, oyunu tamamen kendilerine özgü sembollerle de oynayabilirler.

b-Sezgisel Dönem
İşlem öncesi dönemin ikinci alt basamağı olan sezgisel dönem 4-7 yaş arasını kapsamaktadır.
Dördüncü yaşın başlarında, çocuk bilişsel büyümede büyük bir adım atar. O gerçek objelerin yerini alan zihinsel sembolleri biçimlendirme, nesne ve olaylara işaret etmek için kelimeleri kullanabilme, objelerin gruplamalarını yapabilme (çoğu kez tutarsız olarak) ve çok basit düzeyde akıl yürütebilme ve olasılıkla kelimelerden çok zihinsel imajlar kullanabilme yeteneğine kavuşur .
Çocuklar bu dönemde hala, iletişimsel konuşmada karşısındakini doğru anlamada güçlük çekebilir. Çocuklar, bir defada bir adımdan veya bir öğretimden daha fazlasını hatırlamada güçlük çekerler. Bununla birlikte, onlar kelimeleri kullanmaya, zihinsel imajları söze dönüştürmeye başlayabilirler. Böylece konuşmalar düşünceleri yansıtır bir hale gelir. Bir çok durumda anlamadıkları yapay kelimeleri ve ifadeleri her gün biraz daha fazla kullanmaya başlarlar. Bu yaş çocukları sıkça tartışırlar. Ancak bu tartışmalar sözel gürültülerdir. İnandırma ve ikna etmeye yönelik olmaları oldukça enderdir. Çocukların bu tartışmalarının, anne-babalar ve öğretmenler tarafından desteklenmesi, çocuğun kelime dağarcığını ve düşüncelerini ifade edecek yeni kelimeleri arama ve kullanma sıklığını artıracaktır.
Çocuklar, sınırlı deneyimleri nedeniyle önyargılar geliştirirler. Karmaşık bilgileri dar kavramlarda örgütlemeye ve sıkıştırmaya çalışırlar. Örneğin, bir kız çocuğu bir gün anne-babasına “ben hemşire olacağım” diye söyler.Annesi neden doktor olmayı istemeyip de hemşire olmayı istediğini sorunca, kızgınlıkla “kızlar doktor olamazlar” der. O gün anaokuluna aşı yapmak için bir doktor ve hemşire gelmiştir ve gelen doktor erkek, hemşire ise kadındır. Çocuklar, bu yaşlarda kalıp yargılar geliştirmeye eğilimli bir zihinsel donanıma sahiptirler.
Çocuklar büyüdükçe oyunları daha sosyal olur. Daha önce tamamen ben merkezli ve kendine dönük olan çocuk giderek sosyalleşir. Diğerleri ile de ilgilenir ve onlara güvenmeye başlar. Kaybolan objeleri arayıp bulmayı çok severler. Aynı objenin aynı yere saklanıp bulunması bile onu eğlendirir. Yerini yeni bir etkinlik almadığı sürece, aynı oyunu sıkılmadan oynamaya devam edebilir.
Az da olsa oyunun kurallarını bilir ama kötü niyetle olmasa da oyunun kurallarını değiştirir. Çünkü, ne yapacaklarını düşünürken, kuralları unuturlar . Bu nedenle de kuralları sıkı sıkıya uygulamakta yetişkinler tarafından direnç gösterilmemelidir.
Sezgiye dayalı düşünme döneminde, çocuk hızla eksik gruplama yapma durumundan yeterli bir sınıflama yeteneğine doğru ilerler. Toplama yapabilir hale gelir. Buna ek olarak, büyük gruplar içinde alt bölmeler ve gruplamalar yapabilir. İkisini birden, büyük grup ve içinde küçük grup yapması istenir ise yapamaz. Bu onun bütünün bilgisi ve alt parçalarının bilgisini aynı anda zihninde tutamadığı anlamına gelir. İfade edilen bu yetersizliğin matematik öğretimi için çok önemli olduğu açıkça görülmektedir
Bu dönemde, çocuklar sınıflama yapmada hala yetersiz olsalar da; bir önceki döneme göre biraz daha gelişmişlerdir. Çevrelerindeki hayvanları artık sadece görünüşleri ile değil çıkardıkları seslerle de tanıdıkları için, köpekle kediyi birbirinden ayırt edebilirler. Ancak, ilk defa gördükleri bir dört ayaklı bir hayvanı ilk tanıdıkları dört ayaklı hayvanla hemen özdeşleştirmek eğilimindedirler. Bu nedenle de, ilk defa gördükleri dört ayaklı hayvanın çıkardığı sesi merak ederler. Çıkardıkları ses aracılığıyla, onu ilk öğrendiği dört ayaklıdan ayırmaya çalışırlar.
Çocuklar, bu dönemlerde, yetişkinlere göre oldukça fazla yalan söylerler. Ancak, bu yetişkinlerin algıladıkları anlamda yalan değildir. Burada, çocuk, zihinsel imajlarını yani hayallerini konuşmaya dökerler. Çoğu yetişkinin bunu yalan olarak algılayıp, çocuğu gerçekle yüzleştirme çabaları, çocuğun zihinsel hayaller geliştirmesini ve ifade etmekten sakınmasına neden olabilir. Bu ise, çocuğun bilişsel gelişimi önünde bir engelleyici olarak düşünülmelidir.
Bu dönemde çocuk sınıflama yapmakta da biraz daha ustalaşmaya başlar. Önüne konulan nesneleri, artık farklı özellikleri açısından da sınıflayabilirler. Örneğin mavi küpleri bir yere, mavi üçgenleri bir yere, kırmızı daireleri bir yere, kırmızı kareleri bir yere ayırabilir. Burada ayırt edici özellik sayısı ikiye çıkmıştır. Fakat ondan buna ek olarak büyüklüğü de dikkate alarak yapması istenirse, yapamaz. Çünkü, hala işlem hızı ve yeteneği yeterince gelişmemiştir.

Not:Bu bilgileri çeşitli kaynaklardan düzenledim Bu yüzden tam olarak bir kaynak veremiyorum.Çok fazla bilimsel dil kullanmamaya çalıştım ve daha çok 0-6 yaş grubu özelliklerini almaya çalıştım.Siz çalışın ben gelirim yine.

21 12 2009

Uyuyamayınca

Gecenin bir yarısı olmuş, uyku gelmemiş, sabah uyanmak zor ama gelmeyince de gelmiyor işte..
Kendi kendine konuşunca da geçmiyor zaman, başka hayatlara bakalım dedim o zaman, o blog bu blog zıplamaya başladım sonra..
Hiç mi dedim kıskanç kadın yok buralarda yahu, hiç mi problemli çocuk yok..Hiç mi çocuk pazar sabahı erkenden kalkınca benim gibi hırrr diyen bir anne yok..
Çocuklar sürekli bir etkilik içinde . Daha 6 yaşındaki çocuk her gece boyundan büyük kitapların okunmasını istermi. Bir gece olsun kendi hayalindeki hikayeyi canlandırmak istemezmi..Bir çocuk hem enstrüman çalar hem spor yapar hem baleye gider mi. Her hafta sonu ayrı bir faaliyet, her gece ayrı bir proje..
Bazen mutlu olmak hiçbişey yapmamaktır bence. Onun için mutluluğun tanımı bizim ona öğrettiklerimizle şekilleniyorsa eğer, bu çocuk yetişkin olduğunda herşeyi deneyimlemiş, hevesleri sönmüş,yaşamdan alacak zevki kalmamış hale gelmez mi..
O kadar çok oyuncağın içinde hiç mi boğulmaz bu çocuk.
Eline geçen bir kutudan araba yapmayı hayal edemez çünkü milyon tane arabası vardır. Küçücük bir isteği yerine getirilmediğinde kıyameti koparır yok nedir öğrenememiştir çünkü. Hayal gücünü kullanmasına hiç gerek yoktur, çünkü hayal ettiği bişey de yoktur. Her istediği hatta istemeyi düşünmediği herşey sunulmuştur ona..
Bir çocukla kaliteli zaman geçirmek için bunların hiçbirine ihtiyaç yok alında. Biraz su, biraz toprak belki, yada hava canım bildiğimiz hava..Onu çook çok mutlu eder aslında.
Ben her istediğime sahip olamayan bir çocuktum, hala da bir çoğuna sahip olamıyorum ya o da ayrı.
Ama hayal etmeyi çok severdim o zamanlar, hala çok seviyorum. Oğluma da en çok hayal kurmayı öğretiyorum.
Öyle sinirlendiğimden değil, dedim ya konuşucak birilerini bulamadım öyle kendi kendime konuşuyorum durduk yerde..
Çok konuşuyorum biliyorum.

Pazar filesi kullanıyoruz

Blog Arşivi

Sevdiklerim

İzleyiciler